Sevgili Dostlar...
Bir şiir gününde daha birlikteyiz ve nice şiir günlerine diyorum.Şiire sevdalılarla birlikte satırlardaki güzellikleri paylaşmaya devam ediyoruz.Ne güzel böyle sanatın kanatlarında uçmak ve ne güzel siz şiire sevdalı dostlarla buluşmak. (Bu haftanın ev sahibi Akademisyen67'ye de sevgi ve selamlar...)
Dostlar,3 Haziran Büyük şair Nazım Hikmet'in ölümsüzlüğünü anmak için özel bir gün. Ben de O'nunla ilgili birkaç satır yazacak ve gene O'nun olağanüstü dizelerine gönlümü açacağım...
1827 yılında Almanya da Karl Detroit adında bir çocuk dünyaya gelir. Aile içindeki huzursuzluklardan dolayı bir yetimhaneye bırakılır. Biraz büyüdüğünde bir miço kağıdı çıkarıp gemilerde çalışmaya başlar.
Bir gün yolu İstanbul’a düşer. Gemi boğazdan geçerken denize atlar ve Kız Kulesine sığınır. İki ülke arasında küçük bir politik sorun da oluştursa, dönemin Dışişleri Bakanı konumundaki Sadrazam Ali Paşanın sevgisini kazanıp, himayesine girer. Harbiye’de okutulan çocuğa Mehmet Ali adı verilir.
On iki yaşında Kız Kulesine çıkan çocuk II. Abdülhamit döneminde "Paşa" ünvanı alır. Mehmet Ali Paşa 1878 yılında Berlin Antlaşmasında Osmanlıyı temsil eden üç kişiden biridir.
Antlaşmasında Hıristiyan cemaatlere hak tanınmasıyla gerici halkı, Mehmet Ali Paşaya karşı kışkırtır...Ve Mehmet Ali Paşa Arnavutlukta linç edilir.
Çocukluğunda Kız Kulesine sığınan Mehmet Ali Paşanın, dört kızından biri olan Leyla Hanımını da bir kızı dünyaya gelir. Celile Hanım ... Ve sonra, Celile Hanımın, bir oğlu olur: Nazım Hikmet !
YAŞAMAYA DAİR
Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi mesala, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın, yani, o derece, öylesine ki, mesala, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, yahut, kocaman gözlüklerin, bembeyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin, hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, hem de en güzel, en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesala, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak, yani ağır bastığından.
Nazım Hikmet
Hatırası önünde saygı ile eğiliyorum...
|
• 2007-06-06 23:01:06 - teşekkürler
hikayesini de Sunay Akından dinlemiştim.
tekrar okumak, şu akşam vakti okumak iyi geldi.
sevgiler ve saygılarla her üçünüze de.